Büyük Demirkazık Dağı Kuzeybatı Sırtı Tırmanışı

Büyük Demirkazık Dağı (3756m.) Kuzeybatı Sırtı Tırmanış Raporu

Tarih: 06-09 Temmuz 2016

Ekip: Murat Büyükbıçakcı, Raşit Ata Türe

Kamp Yeri: Cımbar Oba Yeri

Su Durumu: Kamp alanında mevsim itibariyle su mevcut

Teknik Malzeme: 60 metre ip, yeterli perlon, 8-10 sikke, express set,1 stopper set,1 hexa set ve diğer yardımcı malzemeler

Hava: Tırmanış günü erken saatler açık ve güneşli, öğleden sonra yer yer bulutlu

Rotanın Zorluk Derecesi: AD, III/IV+ derece kaya tırmanışı ( Sağ varyant baca rotası V derece)

İlk Tırmanış: W.Pleunigg,S.Tritthart,H.Heide, J.Pucher 25 Ağustos 1938

İlk Kış Tırmanışı: S.Kayhan, E.Tuç, 2 Şubat 1995

Rotadaki Riskler: Rota hattı genel itibariyle sağlam, dik ve boşluklu olarak devam etmektedir. Orta bölümde yer yer çürüklük ve döküntülü bölümler içermektedir. Rota haziran ayından sonra uygun koşulları sağlamakla birlikte erken dönemde üst bölümlerde ıslaklık ve buz oluşmaktadır. Özellikle Hodgkin-Peck kar-buz kulvarında her dönem buz ile karşılaşılabilir. Mevcut tırmanış sırasında sağ varyant rotada kar ve buz bulunmaktadır.

Süre: Tırmanış başlangıç 05.00 / Bitiş 19.30 ( Kamp alanından ayrılış ve kampa varış)

Tavsiyeler: Rotaya ekip ve malzeme durumuna göre çift ip ile girmek özellikle kule ve külah iniş etaplarında zaman ve pratiklik kazandıracaktır.

Dönüş etabında – mevsimine göre- doğu çarşağının üst bölümdeki etap sert kar-buz içermektedir. Bu bölüm krampon kullanılarak daha hızlı ve sorunsuz bir şekilde geçilebilir. Mevcut faaliyette sikke bırakılarak ip açılmak durumunda kalındı.

Rota dik etap sonrasında rahatça takip edilebilmekte sadece ikinci ip boyunun baca sonrası bölümünde sola giden sikkeler yanıltıcı olabilmektedir. Normal hat baca sonrası sağa ve sırta doğru devam ederken çakılı iki sikke orta ve sert bölüme doğru yönlendirmektedir. Her iki bölüm de üst tarafta rahat ve aynı set üzerinde birleşmektedir.

Faaliyetin Anlatımı

Bayram ne demek? Sevinç, mutluluk, bir araya gelme, ziyaret… Uzun bayram tatili ne demek? Hafta sonu dağcısı için proje faaliyet demek. İkisinin bir arada olduğu bir bayram ise daha bir farklı tat demek… Haftanın kapanmasının belli olması ile uzun tatili tam ortadan ikiye bölerek yarısını faaliyete ve elimizde kalan diğer yarısını ziyaretlere ayırıyoruz. Organizasyonumuz benim İzmir, Ata’nın ise İstanbul üzerinden gelerek Niğde merkezde buluşması üzerine kuruluyor.

Ziyaretler sonrası ilk bayram gününün akşamında kalabalık İzmir otogarında bir ek sefer otobüsünün tam yanında buluyorum kendimi. Keşmekeş bir koşturmaca, canhıraş bir yetişme telaşı… Çuval çuval erzaklar otobüs bagajlarına inanılmaz bir şekilde dolduruluyor. Herkesin üzerinde bir bayram gevşekliği… Nemli sıcak bir İzmir akşamı, yapış yapış… Otobüs yorgun, muavin ve kaptan tayfası bezgin… Yolculuğa hazırlanan çocuklar şaşkın…

Bayram tüm hücrelerine memleketin nüfuz etmiş durumda… Yan koltuğuma oturan orta yaşlı aile babası adam, pala bıyıkları altında aşçı olduğunu ve dünya mutfağı üzerine çalıştığını söylüyor. Anlatacak çok hikâyesi ve söyleyecek çok sözü var belli, ama benim için o an hiçbir şey ifade etmiyor… Gözlerime bezginlik çoktan geçmiş oturmuş… Cam tarafına veriyorum kafamı ve uzun yolculuğun kollarına ağır ağır uyku ile dalıyorum…

Sessiz bir bayram sabahında Niğde’ye iniyorum… Ata ile buluşup kapalı dükkânları bir bir sayarak alış veriş yapabilecek bir yer bulduktan sonra Çamardı minibüsü için eski terminale geçiyoruz. Bayram ziyaretlerinden olsa gerek minibüsler ağzına kadar dolu. Değil oturmak içerde ayakta yer bulmak bile mümkün gözükmüyor. Bu sebeple ilk seferi boş geçiyor çaylarımızı yudumlamaya devam ediyoruz. Sonraki sefere işi garantiye alıp eşya ve çantaları araca atıyoruz. Minibüsün en ön koltuğunda yarı yayılır halde yol alırken hiç olmayacakmış gibi düşündüğümüz bir şey oluyor ve minibüs bir iki şiddetli öksürük sonrası Çamardı yol ayrımında kesinlikle kitlenmiş bir halde kalarak ilerlemiyor. Bu durum bize yaklaşık bir buçuk saatlik bir rötar ile dönüyor. Bayramın etkisi traktörde hala sürüyor ve yoğunluk dolayısı ile Arpalık kamp alanına ulaşmamız neredeyse akşam 05:00 saatlerini buluyor…

Rotanın Tanımı

Rotanın genel seyri

Rotaya ulaşmak için Demirkazık Kuzey Duvarı’nın tabanından batı yönüne ilerlenerek Apışkar ve Cımbar vadilerinin meydana getirdiği bele varılır ve sırt hattının en kolay setli bölümlerinden rotaya girilir. Tırmanışın başladığı tabandan itibaren zirveye yükseklik yaklaşık olarak 550 metredir. Sırtın ilk etapları oldukça kolay (II-III) olmakla birlikte sağlam ve dik bir şekilde devam etmektedir. Kolay bölümler sarı-kızıl ve sağa çapraz şekilde bölünmüş bacamsı bir etapla birlikte sonlanmaktadır. Bu bölüm ilk istasyon yeridir. Sağa doğru çatlak hattı takip edilerek tırmanılır (ara emniyeti bol, sağlam ve boşluklu kaya etabı, sikkeler mevcut). Etap bir baca girişinde sonlanmaktadır. Burası ikinci ip boyunun başladığı bölümdür (Perlonlu sikke mevcut).Bu noktada baca içerisinde yükselerek devam eden etap da hattın soluna doğru giden sikkeler yanıltıcı olmakta ve rota üst etaplarda sertleşmektedir. Sikkelere değil sırta yakın sağ tarafa devam edildiğinde rota genel seyrinde devam etmektedir. Bu bölümde ara emniyetler çok iyi ve çakılı sikkeler mevcuttur. Üst bölüm bariz kulvar olarak görece kolay bir şekilde devam etmektedir.

Dik etaba gelindiğinde rota için ikinci bir alternatif mevcuttur. Sağa travers yaparak yan geçilir sağ tarafta yer alan varyant baca etabı (V derece, ara emniyet kıt) tırmanılarak üst tarafta yer alan sete varılır. Her iki rota üst bölümde bir araya gelmekte ve birleşmektedir

Rotanın devam eden etabı yaklaşık 150 metre kadar ve II/III derece slab kaya etaplarından oluşmaktadır. Kuzey Duvarını görerek ilerlendiği ve fazla sağa kaçılmadığı takdirde hat rahat bir şekilde devam etmektedir. Kule etabına varıldığında üst bölüme çıkan çatlak hattı kendini belli etmektedir. Çatlak hattı takip edilerek kule üzerine oradan da iniş etabının yapılacağı V çentiğe ulaşılmaktadır.

50 metrelik iniş etabı iki veya tek aşamada gerçekleştirilebilmektedir. Kule üzerinde iniş için birçok perlonbant bulunmaktadır. Eğer tek ip ile iniş yapılacaksa kulenin ortasında ara istasyon yer almaktadır. İp inişi sonrasında Hodgin-Peck kulvarının sonunda yer alan ve kuzey bacasının bittiği V çentiğe varılmaktadır. Bu noktadan zirve etabını takip eden sırt hatlarından (II/III) devam edilerek zirveye ulaşılmaktadır.

İniş Demirkazık klasik rotası üzerinden güneydoğu sırtından gerçekleştirilmektedir. Külahın altında yer alan geçide ulaşınca doğu çarşağı veya Narpuz boğazına inilebilmektedir.

Tırmanış

Akşamın geç saatlerinde sessiz, kimsesiz bir halde sadece koyun ve kuzuların meleştiği Arpalık mevkiinde buluyoruz kendimizi. Yolumuz kısa sayılmaz sırtımızda kamp yükleri… Cımbar oba yeri hem uzak hem yakın. Amacımız havayı üzerimize kapatmadan kampı atabilmek… Ağır ağır başlıyoruz yürüyüşümüze. Programımıza göre bugün kampa varış ve dinlenme… Yarını çevre keşfi ve rota incelemeye ayırıyoruz ki bu sebepten ayaklar ve buna bağlı bedenlerimiz daha bir ağırlaşıyor ve ağırdan alıyor yürüyüşü…

İnişler ve çıkışlar… Tekepınarı mevkiini arkamızda bırakırken Aladağlar’ın kırmızı perdesini ardımız sıra çekmeye başlıyoruz… Bir uzun yaz günü daha tüm yamaçların köşesinden ve bucağından adım adım çekiliyor…

Aladağların kızıllığı – akşamın son saatleri

Havanın kararması, çöken yol yorgunluğu ve kampa olan mesafe bizlere bir erken kamp atmayı düşündürüyor. Henüz kamp alanı ufukta gözükmüyor… Akşam iyice indi ve kuşlar yuvalarına doğru çekiliyor… Bizlere “kampı kurun sabah kahvaltı sonrası durumunuza bakar yola tekrar çıkarsınız” der gibi kızıl ve parlayan sert yamaçlarda kanat çırpıyorlar. Çok uzatmıyoruz bizde… Kervanı yıkarak hızlıca vadinin uygun bir noktasına kampımızı atıyoruz.

Gece hava ılık ve kuru… Vadiden tatlı bir rüzgar esiyor… Çadırı kapatmıyor ve geriye yaslanarak parıldayan yıldızlara bakıyoruz… Yer gök her yer buğday tanesi gibi serpiştirilmiş pırlantalar ile dolu… Işıl ışıl… Renk renk…

Kamp yeri çok uzak olmasa gerek ki gece köpekler kolaçan etmek için geliyorlar çadırın yanına ve devriye geziyorlar… Az biraz hırlaşıp ses ve konuşmalarımıza mana vermeye çalışıyorlar… Hışırtı ve derin solumalarını dinliyor ve dışarıdan gelen rüzgârın tatlı esintisinde uykuya dalıyoruz… Gece şimdi daha bir keyifli ve tatlı…

Cımbar Oba Yeri… Arkada Cağalanbaşı-Besşparmak ve Kocasarp zirveleri…

Sabah sıcacık ve aydınlık bir güne uyanıyoruz. Çadır önünde bir mükellef kahvaltıdan sonra geçici kampımızı hızlıca topluyor ve patikaya doğru tekrar yola koyuluyoruz… Yol artık kısa ve zahmetsiz…

Cımbar Oba yerinde beklediğimizden fazla çadır var ve epeyce kalabalık… Kampımızı atıyoruz… Bu gece harekât var… Gün bolca dinlenme ve fırsatında rota inceleme olarak geçecek.

Çayın birleştirici unsuru kampta çalışıyor, ekipler ile bol bol sohbet ediyoruz. Ülkenin farklı şehir ve coğrafyalarından gelenler ile dağda birada olmak ve dağ konuşmak çok keyifli. Koyun sürülerinin sesleri atların tıslamasına karışırken suyun akışını ve gidişini seyretmek güzel…

Ata dinlenirken ben rota inceleme, ulaşım ve çevrede keşif adına biraz yürüyüşe çıkıyorum. Moral bozucu bir şekilde hava dönüyor ve yağmur bulutları karşımızda uzanan Demirkazık’a adeta hücum ediyor. Ortalık karanlık ve karamsar bir siyahlığa bürünüyor… Arda arda gök gürültüsü ve şiddetli bir şekilde kulak tırmalayan bulutların öfkesi… Sonra kusmaya başlıyor gökyüzü üzerimize ve bende çadıra atıyorum kendimi… Moralimi tuluma gömüyorum, canım sıkılıyor… Yağmur damlaları şiddetini arttırdıkça aklım dışarıda kalıyor… Ara ara azalsa da belli belirsiz artması damlaların nafile uykumu kaçırıyor.

Bir müddet sonra yağmurun kesilmesi ile kendimi dışarı atıyorum ve iyimser bir hava ile “yağmaz artık, açacak” telkinleri ile kendi kendime söyleniyorum. Bunlar sadece temenni tabii ki… Bu sebeple acil olarak hava durumunu teyit etmek adına telefonu yanıma alıyor ve Demirkazık yönüne doğru tekrar yürüyüşe başlıyorum. Kamp alanında telefon belli belirsiz bir iki yer dışında çekmiyor. Doğu çarşağına giden patikayı takip ediyor ve telefonda Züleyha (Manisa’dan) ile irtibatı sağlıyorum… Haberi alıyorum… Gece saat 22:00 ile ertesin gün 13:00 arası hava billur gibi. Çok seviniyor ve hızlıca kampa dönüyorum. Diğer ekiplere de haberi vererek bilgi aktarımında bulunuyorum. Programlarını ve çıkışlarını havaya göre ayarlıyorlar…

Havanın düzelmesine sevinirken çadıra döndüğümde Ata’yı tulum içinde kendi ile sarmaş dolaş bir halde buluyorum… Midesinin biraz rahatsız olduğunu ve üşüdüğünü belirtiyor… İçimden “haydi bakalım buyuralım buradan yakalım” diyorum… Ama kolay pes etmeye niyetimiz yok. Çadır dışına çıkarak elimizdekilerin yanına bir iki takviye ilaç buluyorum ve saat 00.00’da genel duruma bakmak adına Ata’yı bolca sararak tuluma gömüyorum… Saat hızlıca çalıyor ve uyanıyorum… Ata nerdeyse su içinde ve gayet iyi… Gülümsüyor… Durmak yok bir fasıl daha ilacı vererek saat 03.30’da kalkmak üzere kendimizi kuruyoruz… Saat bu defa daha hızlı çalıyor ve yıldızların tepemizde adeta dans ettiği cam gibi bir geceye uyanıyoruz. Ata taş gibi durumda… Moraller iyi ve hemen hazırlanıyoruz. Önce havadan dolayı sola, sonra Ata’nın durumundan dolayı sağa doğru yatan faaliyet tekrar ayağa kalkıyor… Ata’ya “seni yıldızlar bu duruma düşürdü, bir gece önce bağrın ve çadırın açık yıldızları izlemeseydin bunlar olmazdı” diye takılıyorum… “değiyor” diye cevap veriyor… Bence de kesinlikle fazlasıyla değiyor…

Çanta ve hazırlıkları takiben saat 05:00 sularında çadırı terk ediyoruz. Dosdoğru rahat patikayı takip ederek güzel ve tertemiz havada hızlıca ilerliyoruz. Ay yanı başımızda ve Demirkazık Kuzey Duvarının üzerinde bir gece lambası misali duvarı aydınlatıyor… Büyülenmiş halde ağır ağır rahat patikadan ilerliyoruz.

Rotanın giriş etabı ve genel görünüm…

Bir saatlik rahat ve zahmetsiz bir yürüyüş sonrası artık rotanın girişindeyiz. Yaklaşık yarım saatlik dinlenme ve malzeme kuşanma molasından sonra yavaş yavaş etabın kolay görünen noktalarından tırmanmaya başlıyoruz.

Rota tanımı bölümünde de bahsedildiği gibi hattın ilk bölümleri rahat ve kolay başlamakta. Güneş arkamızda sırtımızı ısıtırken, II/III derece etapları hızla tırmanıyoruz… Slab yüzeyleri ve yer yer döküntülü bölümleri Kuzey Duvarı’nı seyrederek yükselerek geride bırakıyoruz…

Artık dik etabın önündeyiz. Kolay ve sohbet ederek çıktığımız bölümler geride kaldı… Bu noktada ipi çantadan çıkarıyoruz… Rapor ve anlatımlarda bahsedilen sağ varyant rotayı sağ tarafa ufak bir travers yaparak inceliyoruz… Kulvar yarı yarıya kar ve buz dolu…

Kısa bir moladan sonra tırmanışa başlıyoruz…

1.İp boyu (IV/IV+): Çatlak hattının hemen altında (1 sikke ve bir takoz) istasyonu kuruyoruz ve çatlağı tırmanmaya başlıyoruz. Ara emniyetler çok iyi ve yüzey oldukça sağlam. Boşluk hissi mükemmel…

Rahat bir şekilde yükseliyoruz. Hat üzerinde yer yer çakılı sikkeler mevcut.

Hattı kolay etaplar ile takip ettiğinizde çatlak sizi sağ tarafa yönlendiriyor ve ilk ip sonunda bir bacaya ulaşıyorsunuz…Burası raporlarda bahse konu olan ve perlonlu sikkenin bulunduğu nokta. Kısa mola ve değerlendirme.

İlk ip boyunun sonu…

İkinci ip boyunun başlangıç etabı olan bacanın altına geldiğimizde, ilk olarak okuduğumuz raporlarda hattı daha sola giderek zorlaştıran ekipler aklımıza geliyor. Sağ tarafın görece daha kolay ve rahat olduğunu ve rotada çakılı olan sikkelerin ekipleri yanılttığını çalışmıştık.

Bu bilinç ve düşünce ile devam etabını inceliyoruz ve farkediyoruz ki sikkelerin takip edilmesi ile bacanın üstünde hat sola devam etmekte ancak tam anlaşılmasa bile daha sert ve ara emniyeti kıt bir hal almakta…Bunu tam olarak aşağıdan kestiremiyoruz ve tırmanıken inceleme kararı alıyoruz..

2.ip boyu (IV+) : Etabın girişinde yer alan sabit sikkeler ile istasyonu kuruyoruz.Girişi baca ile başlayan hatta yaklaşık 3-4 metre tırmandıktan sonra sola devam eden sikkeleri görüyoruz. Bu noktada hattın sağ tarafını ve aşağıdan kestirilmeyen sırta yakın bölümünü kontrol ederek devam ediyoruz ve yanılmıyoruz. Hattınn sağ bölümü sırta yakın ve daha boşluklu ancak ara emniyet açısından oldukça rahat.

Etabın görece en kilit hamlesi bu bölümde yer almakta (Sikke mevcut).Sırt hattının en fazla boşluk hissininin olduğu noktasından yükselerek devam ediyoruz ve bacamsı etap ara ara yer alan sabit sikkeler ile bizi üst bölüme ve artık rotanın yattığı etaba ulaştırıyor. Bu noktadan sonra hat giriş etabda olduğu gibi daha rahat ve slab etaplardan oluşmakta. İpi ve diğer malzemeleri topluyoruz ve bir mola daha alarak manzaranın keyfini çıkarıyoruz…

Baca sonrası devam eden sırt hattı… İkinci ip boyu sonrası rotanın devam eden üst bölümü ve iniş kulesi

Sonraki slab yüzeyleri takip ederek tırmanışa devam ediyoruz. Yüzeyin görece kolay yerlerinden tırmanıyoruz… Bu etap da boşluk hissi devam ediyor ancak çatlak hatları takip edilirse rahat bir şekilde ilerlenebiliyor.

İniş yapılacak kule için sağ tarafta yer alan kırıklı ve döküntülü çatlağı takip ediyoruz. Doğrudan kulenin bulunduğu setin arkasına çıkartıyor bizi. Sırtın kolay ve rahat bölümlerinden iniş yapacağımız noktaya geliyoruz. Kule üzerinde bolca eski ve yeni perlonlar/karabinler hazır durumda. Biz tek ip ile geldiğimiz için aşağıdaki ikinci ara istasyonu arıyoruz, kuleden göremiyoruz ancak sırt hattında yürürken yerini belirliyoruz. İki bölümde inişimizi rahat bir şekilde gerçekleştiriyoruz. Rotanın çeşitliliği açısından bu bölüm oldukça keyif verici ve kendi içinde başlı başına zevkli bir etap…

Kule inişi…Ara istasyon ve Hodgkin-Peck kulvarının bittiği kar buz kulvarı…

Ve artık kar buz kulvarındayız…Krampon yok ancak güzel olan hattın devamı çok yakınımızda ve kırmızı ışıkta karşıya geçer gibi rotanın devamına hareket ediyoruz.Bulutlar ayaklanıyor ortalık bembeyaz, hava durumu ile parelel.Acele etmek gerek diyerek inceden hareketleniyoruz..

Rahat ve kolay sırt hatlarından devam ediyoruz…Zirve bayrağı çok ileriden gölge şeklinde kendini belli ediyor…Tekrar bir bulut geçişi ve her yer toz duman.Sırtı takip ederek zirveye ulaşıyoruz.Zirve defteri, sonrasında biraz mola ve atıştırma…

Havanın durumunun belirsiz olmasından dolayı hızlıca inişe geçiyoruz ve külah hattında dört kez ip açıyoruz…Zihnimizi kurcalayan doğu çarşağındaki kar ve buzun durumu…Fazla düşünmeye gerek kalmıyor ve çarşağa geldiğimizde inişin kramponsuz mümkün olmadığını görüyoruz. İpi tekrar çıkartıyor tek sikke ile emniyet alarak hızlı bir şekilde iniyoruz.Çarşak inişi zahmetli ve zaman alıcı…

İner inmez mevsimlik gölün sessizliğinde buluyoruz kendimizi.Tatlı bir yorgunluk ve esinti..Su kaynağından gelen şırıltı sesleri, bıraksak uyuyacağız.Göl çarşaf misali tek bir hareket yok..Karşıda ürküntülü ve davetkar doğu duvarı..İri kar topu misali buzullar göle yürür halde beklemekteler…

Büyük Demirkazık (3756mt) zirve…

Zaman durmuş durumda…Hayatın tek bir fotoğraf karesindeki yaşanmışlığı…

Hızlanıyoruz…hızlandıkça sağa sola daha bir sallanıyoruz…Kamp alanına vardığımızda şaşırtıcı bir durum…Bomboş bıraktığımız alana en az 30-40 çadır gelmiş…Hararetli bir kamp kurma telaşı…Çok umursamıyoruz…Uykunun arifesindeyiz…

Sabahında müthiş güzel bir gün ve hava ile kamp alanında enerji dolu uyanıyoruz…Sonrası kampı toplayıp buruk bir veda ile önce aşağı inip oradan İstanbul’un kirli eteklerine yapışmak oluyor…Son tatil gününün pazarında sakin, sahipsiz ve istilasız şehirde oluyoruz…

Tırmanışla kalın

Murat BUYUKBICAKCI
buyukbicakcim@yahoo.com