Kaldı Dağı Doğu Sırtı Tırmanışı

Kaldı Dağı (3734m.) Doğu Sırtı Tırmanış Raporu

Tarih: 06-07 Ağustos 2016

Ekip: Murat Büyükbıçakcı, Kenan Dündar

Kamp Yeri: Sulağankeler ( Vali Konağı) kamp alanı altındaki sırt

Su Durumu: Kamp alanında mevsim itibariyle su bulunmamaktadır

Teknik Malzeme: 60 metre ip, yeterli perlon, 8-10 sikke, express set,1 stopper set,1 hexa set ve diğer yardımcı malzemeler

Hava: Tırmanış günü süresince güneşli ve açık

Rotanın Zorluk Derecesi: PD+, III+/IV derece boşluklu kaya tırmanışı

İlk Tırmanış: T.Crouch,D.Wilson 10 Temmuz 1969

İlk Kış Tırmanışı: A.Işın Duran, A.D Özbakır, 26 Aralık 2010

Rotadaki Riskler: Rota hattı genel itibariyle çürük ve döküntülü bir yapıya sahiptir. Çürüklük özellikle son bölümlerde artmakta ve ciddi taş düşmesi riskleri içermektedir. Boşluk hissi giriş etaplarda az olmakla birlikte orta ve üst bölümlerde artmakta, tırmanış genel itibariyle slab yüzeylerde devam etmektedir. Mevcut etaplarda tırmanış esnasında kaya yapısı iyi kontrol edilerek hareket edilmelidir.

Süre: Tırmanış başlangıç 02.30 / Bitiş 17.30 ( Kamp alanından ayrılış ve kampa varış).Rota altından başlangıç 08.00, zirve 13.30.

Tavsiyeler: Tırmanış süresince kullanılan zamanın en önemli bölümünü rotaya ulaşım içermektedir. Sulağankeler ( Valikonağı) kamp alanı uygun olması yanında daha uygun seçenek olarak Güzeller Batı Çanağı değerlendirilebilir. Rotaya ulaşım sırasında Kaldı Doğu kulvarında yer alan çarşak bölümler zaman alıcı ve yıpratıcı olabilmektedir. Bu sebeple Güzeller Batı Çanağı’nda kamp ya da bir başka seçenek olarak bivak durumu değerlendirilebilir.

Faaliyetin Anlatımı

Ülke karışık ve gündem yoğun… Darbe günlüklerini takip eder haldeyiz. Her gün yeni olaylar ve ayrıntılar. Moraller sıfırın altında… Tedirgin bir bekleyiş ve tarihe tanıklık… Hüzün, kahır ve karanlık…

Yalnız ve boğucu bir yolculuk… Bayram sonrası boşluğunun tek tük ve enkaz halde her biri bir yerlere serpiştirilmiş seyahatzedeleri… Kalabalıklaşan şehrin giderek yalnızlaşan ve yalnızlaştıkça daha hırçınlaşarak mutsuzlaşan şehirzadeleri. Köysüzleşen ve körleşen güruhlar. Herkesin hıncahınç doluştuğu kayıp bir otobanda metruk bir otobüs… Bir dünyadan bir başka dünyaya yolculuğun serüvenleşen hali…

Dağın hissettirdikleri ya da ardına gizlenenler… Yaklaştıkça her bir kilometre mesafede içinizden size daha da yaklaşanlar… Ve yaklaştıkça daha iyi hissetmenizi sağlayan eşsiz ve keşfedilesi duygular…

Yeniden Niğde’de ve kızıl dünyanın tam ortasında, Aladağlardayız…

Rotanın Tanımı

Rotanın genel seyri – (Foto: Kaldı 1 Sivrisinden – 2015 Mayıs ayı)

Rota tabandan itibaren yaklaşık 500 metredir. Güzeller batı çanağından itibaren devam edilerek Kaldı Doğu duvarı önünde yer alan kar-buz kulvarı tırmanılarak kulvarın sonunda yer alan çanağa varılır. Kaldı Doğu sırtı ile Parazit kule arasında yer alan dar ve keskin çentiğe ulaşılır. Çentiğin sağında yer alan kısa ve dik bacanın uygun yerinden rotaya girilir.

Başlangıç etapları daha yatık olması ile birlikte hat giderek dik ve daha boşluklu bir hal almaktadır. Genel olarak III/III+ şeklinde devam etmekle birlikte kilit etap altında yer alan baca IV+ şeklinde devam etmektedir. Üst etaplarda slab yüzeyler dikleşerek oluklu, pürüzsüz ve daha sağlam bir şekilde devam etmektedir. Rota boyunca yüzeylerden devam edilerek kılçık hattına ulaşılmaktadır. Zirve öncesi üst etaplar daha çürük, dik ve emniyet imkanı azdır.

Tırmanış

Planlama aşamasında, uzun bir aradan sonra faaliyetin içine yeniden bir uçak dâhil oluyor ve dönüş maratonunun bitişi Adana havaalanı olarak şekilleniyor… Şehirdeki planlama sırasında Şevki isyankar gür ve kara sakalları arasından “ teker 19.00’da döner hacı, uçağa yetişmek istiyorsan, ne yap ne et saat 19.00’da Sarı Memed’te ol” diyerek yüzüme kükrüyordu… Gizemli bir araç teslimatının parçası oluvermiştim… Şevki ve ekip arkadaşı İstanbul’dan Niğde’ye gidecek bir dağ faaliyeti ve Kazıklıda tırmanış yapacak ve benimle de buluşarak aracı Adana’ya teslim edeceklerdi. Plana Niğde-Adana arasında ve aracın arka koltuğunda dahil oluyordum… Uzun aradan sonra uçakla dönmek fevkalade kulağa hoş gelmişti ve almak istediğim artı bir gün yıllık iznimin cebimde kalması başka bir faaliyetin hayallerine beni çoktan sokmuştu bile… İstanbul ayağında plan son halini pazar akşamı 19.00’da Çamardı’dan Adana’ya hareket şeklinde aldı…

Rotaya yaklaşım – Kaldı ve K.Kaldı.

Sıcak, tenha ve susuz bir yaz gününde Emli ormanını biraz isteksiz, biraz devrik halde geçiyoruz. Tozlu ve kupkuru bir ortam… Oldukça cazibesiz, nafile ilerliyoruz… Ağustos sıcağı tepemizde demleniyor. Valikonağı gittikçe uzaklaşıyor… Etrafta kimsecikler yok… Çoban ve koyun sürülerinin de olmayışı susuzluğa işaret. Her zaman oturdukları kaya ve taşlar bomboş. Terkedilmişlik hissi sarıya çalıyor… Her yer sarı…

Kısık kısık ilerliyoruz kamp için… Vali konağı beklesin… Güvercinlik kulesininin altındaki sırt bize yeter… Hayal edilen suya da yakın. Su gürül gürüldür belki, kim bilir… Serin serin akar, dinletir, dinlendirir…

Kamp, sonrasında çay ve kahveler… Fincan fincan, oluk oluk… Kelerde su hayali… Köpürtüyoruz muhabbeti… Kahkahalar…

…Az bir zaman ve keyiften sonra Keler’in katışıksız ve saf kuruluğunu keşfediyoruz… Suyun zerresinden damlasına esamesi ortalıklarda gözükmüyor… Tepemizde kuş çığlıkları ve çığırışları… bize gülüyorlar… Damağıma bir kuruluk oturuyor ansızın… Terlemem ürkütücü ve gereksiz bir hal alıyor bünyemde, tıpkı gereksiz bir dünya adım atarak çıktığım bu yüksekçe tepe gibi… Akşamın en gereksiz en faydasız aksiyonu…

Çadıra büzülmüş, kavruk ve çatırdamış bir halde dönüyoruz… Suyumuz mevcut ancak çay ve kahveleri tellendirecek derece de değil… Aklıma su kaynağından inen hortum geliyor ve bir eski zaman teorisi geliştiriyorum… Acaba içinde kalan su var mı ve varsa eskinin benzin aşırıcıları gibi suyu çekebilir miyiz? Plan tutuyor ve hortum içerisinden buz gibi suyu çekerek dolduruyoruz mataraları… Keyfimiz yerine geliyor ve artık dört köşeyiz… Çaylarrrr… Sonrası tatlı uyku ve dinlenme…

Saat 02.30’u gösterirken kendimizi dışarı atıyoruz… Etraf simsiyah ve ay’dan yoksunuz… Gözün gözü görmediği esintisiz bir havadayız. Sıyırma boğazı ve çarşağı bizi kucaklamak için bekliyor. Lahitkaya’nın ihtişamlı ve gösterişli karanlık silueti altında ilerliyoruz. Pelerinli bir orta dünya komutanı gibi gözü sürekli üzerimizde… Karanlıkta iniş ve çıkışlar… Söylenme ve homurdanmalar… Boğazı geçiyoruz. Hava söküyor ve ilk aydınlığın vadiye inişine tanık oluyoruz… Seyir ve dinlenme molasındayız…

Rotaya yaklaşım ve kulvar hattı

 

Güzeller Batı çanağını geçtikten sonra çarşak dünyasına tekrar hızlıdan giriyoruz… Kaldı doğu duvarı önünde yer alan kulvarı hedefleyerek ilerliyoruz… Kulvarda yer yer kar ve buz mevcut… Sağlı sollu aksiyonlar ile üst bölüme oradan da rotanın başladığı Keşif tepe ile Parazit kule arasında yer alan alana ulaşıyoruz… Malzeme kuşanıyor, az soluklanıyor ve atıştırıyoruz… Sıcak etkisini gösteriyor, güneş tam karşımızda…

Rota öncesi son etap

Rotanın giriş etabı için biraz tereddüt yaşıyoruz…Keşif Tepe ile Parazit kule arasında yer alan bele bakınıyoruz ve çentik olarak belirtilen bölümü arıyoruz. Raporlarda bahsedilen giriş etapta yer alan çatlak hattan tam olarak emin olamamakla beraber önümüzde yer alan ve kulvarın bittiği yerde bizlere yukarıdan bakış atan sağdan sola çatlağa girerek rotaya başlamaya karar kılıyoruz. Çatlak etabın alt bölümünde yer alan karın üzerinden atlayarak rotanın girişinde istasyonu kuruyoruz…Zaman yarışımız artık başlıyor, gözümüz saatimizde.

Giriş ip boyu – sağdan sola çatlak hattı

Giriş etabının sonu…Döküntü dünyasına hoşgeldiniz… Burada hareketli emniyet kullanarak seri bir şekilde devam ediyoruz. Yaklaşık iki ip boyu kadar devam ettikten sonra hat dikleşmeye ve boşluk hissi artmaya başlıyor. Tekrar istasyonu kuruyoruz…

Üst bölüme yükseldikçe rota dikleşmeye ve slab etaplar artmaya başlıyor…Yüzey parçalı,geniş çatlakların olduğu ve ara emniyetli bir durum alıyor ancak çürüklük üst bölümde artarak devam ediyor.Rotanın uygun ve zirveye bağlandığını düşündüğümüz hat üzerinden devam ediyoruz…

Artık hattın yattığı son bölüm öncesi kilit etaptayız…Bu bölüm rotanın en boşluklu ve slap etabı.Tamamladıktan sonra hızla yükseliyoruz, sonrasında ip çantada…

Rotanın yatarak sırta bağlanan son bölümü hattın en çürük ve kaya düşme riskinin en fazla olduğu alan. El ayak şeklinde yükselirken parçalı kaya ve taş parçacıklarını aşağıya doğru büyük bir gümbürtüyle gönderiyoruz..Çarşak misali akıntılar üzerinde devam ederken artık zirve çok yakında…

Sırt hattı üst bölümleri

…Ve Kaldı Zirve… Saat 13.30 gibi zirveye ulaşıyoruz. Az fotoğraf molası ve dinlenme… Zaman işliyor… ve bizi çağırıyor… Hızlıca dönüş zulmüne başlıyoruz. Manzaranın tadını da çıkararak Kaldı kılçık hattını bolca dökerekten kat ediyoruz. Ayakları hızlandırmanın bu noktada pek bir ihtimali yok… Kaldı dağının her zaman sıkıntılı olan son etabında epey zaman kaybederek iniyoruz.

Kaldı Zirve ve arkada Alaca Dağı…

Top sahasına indiğimizde artık adımları hızlandırmanın zamanı…Maraton başlıyor…Bu noktadan sonra tek hedef alınmış olan uçak biletinin sağladığı koltukta yer almak…Ama öncesinde Adana’da teslimatı gerçekleştirecek araca yetişmek gerekiyor…Sarımemed saat 19:00 buluşma yeri…Tekerler oralı değil asla beklemez…Zihnim bir yandan tekerlerde, döndü dönecek…Niğde – Adana arası.Herşey kurulmuş gibi…Aklıma bu kadar kusursuz gitmesi üzerine tasarladığımız ve kurguladığımız faaliyetin esasında mutlaka bir ihtimalli başka sonucunu ortaya koyacak durumunun da olması gerekir diye düşünüyorum.Evet bunu düşünebiliyorum…İniş uzun ve çetrefilli, aklıma tüm karışık cümleleri getiren herşeye sahip..Gelmeyen Yoncalıtaş ve bitmeyen Kaldı Başı sırtları…

Yoncalıtaş’a ulaşınca Kadıköy’de boğa heykelini görmüş kadar seviniyorum…Kenan sallanıyor ve arkamda…Hızlanmalıyız.Çarşak alanda kayak yapar gibiyiz.Artık sıra Parmakkaya’yı görmekte…Havanın sıcaklığı elini çekiyor yavaştan ve tatlı bir esinti Direktaş vadisine iner inmez karşılıyor bizi.

Yamaçların üzerinden patikalara gölgeler inmeye başlıyor.Uzun uzun gölgeler… Patikalar belirgin ve babalar ile işaretlenmiş.Zaman akıyor,ağırından koşuyoruz.Kamp yeri daha çok uzaklarda, çekmeyen ve Emli ormanın girişine kadar çekmeyecek telefon ve haber veremeyecek olmamız başka bir düşünce sebebi.Beyninim sağından soluna koca bir uçak geçiyor gürültüyle o an…

Traktör için sözleşilen saat 16:30, buluşma planının gerisindeyiz…Artık açıkca anlaşılıyor. Bu durum bizi orada bekleyecek kişinin bekleme töleransı ve sınırına getiriyor…Sorular sorular…Hepsi patika üzerinde sağlı sollu çullanıyorlar…

Eziyetli hafta sonu dağcılığı ve Kaldı’nın hafta sonuna sığdırılma hissiyatı, botlarımın altına acı acı sıkışıyorlar…Çiğner gibi eze eze koşuyorum üzerlerinde…Nafile,daha da hızlanmak şart oluyor.

Parmakkaya’yı paçamdan attıktan sonra koca dölek’e sırtımda bir paraşüt olması hayaliyle adeta uzanıyorum…Koca dölekte yeşile iniyorum..Tabanlarım yumuşak ve yeşil yeşil artık…Saat nedense 5’i geçiyor..Neden,neden…Kampı kim kurdurdu Güvercinlik’in altına…İyi ki toplamamışız kampı…Ne güzel olacak dar vakitte tulum ve diğer tüm malzemeleri çantaya tıkıştırmak…Acaba bizi bekliyor mudur emli ormanında olacak esrarengiz yabancı…Şevki’nin gür, kara sakalları giriyor zihinsel kadrajıma…”Tekerrrrr dönerrrrrr….”

Kenan nerelerde…Gerilerde, uzaklarda sükün ve dinginlik içinde bir karartı…Ağır ağır bana yaklaşıyor kampı tıkıştırırken..Yemek masasının üzerinden tabakları kaldırmadan örtüyü toplar gibi çekiyorum malzemeleri çadırdan…

Saat altıyı bilmem kaç keçe ama buçuğa varken kamp yüklerini sırtlanıyoruz tekrardan…Sarımemed saat 19:00..tekerler..susuzluk..Hepsi çantamın üzerinde….koş Kenan koş…

Ormana bir elimde cep telefonu ile karışıyoruz…Dallar sağımda solumda sırtımda..Hızlanıyoruz..Vakit son noktasında…İlerlerken telefonun çekim durumunu kontrol etmeye çalışıyorum..Çekmedikçe çekmiyor..Bir çekdirgit diyor vakit ve patika ilerledikçe içim…Orman bitiyor artık gözüm dalların arasından ormanın sonunda…Kimse var mı ya yoksa.”Yoksa”nın hesabı fena ve ağır.Ama “neyseki” yetişiyor imdadımıza.Esrarengiz yabancımız – Mehmet abinin küçük oğlu – reno-torosu ile bizi bir atlı şovalye gibi “neyseki” bekliyor…

Delikanlı hisleri ve enerjiyle uçar gibi iniyoruz aşağı…Telefon çeker çekmez Şevki’nin mesajları düşüyor…”nerdesin, geç kalıyoruz”…Saat yediye bir solukta on beş dakika var..Hızlanıyoruz…Çukurbağ köyünde hazırlanmış aracın yanında saat tam yedide oluyoruz…Ayaklarımız ve dizlerimiz yok, omuzlar başkasından emanet….Hararet son safhasında…Şevki duşunu almış üstünü değiştirmiş parlayan bir yüz ile “ Hoşgeldiniz” diyor gülümseyerek…

Maratonun son ama dingin evresindeyiz…Adana’ya sıcak ve neme doğru yılgın ve bitkin halde yol alıyoruz..Hayalini kurduğum yerin ariifesindeyim…Araç teslimatı sonrası kendimi havaalanında buluyorum, yarı hayal yarı gerçek arasındayıım…Film akıyor…Artık saat 23:30’daki Adana-İstanbul uçağındayım…Sabiha Gökçen-Beylikdüzü arası gecenin saat 02:30’unda ne kadar korkutucu yada uzun olabilir ki… Faaliyet dönüşü İstanbul il sınırlarında işe gideceğiniz sabahın gecesinde olmak ne kadar yorucu ve çekilmez olabilir ki…

Bu kadar kurgu ve mekanik bir plan üzerine ihtimal dışı bir faaliyet gerçekleştirmek hayal gücünün sınırlarında dolaşmak değil midir…Böyle bir zihinsel yükselişe toplu taşımaların ve mesafelerin ne kadar etki edeceğini sormak herhalde abes olacaktır…

Değil mi ki Aladağlardan eve sabahın 05:00’inde gelmek, mesai öncesi en azından bir dinlenme ve duşu haketmek dünyanın en mutluluk verici hislerinden biri olmasın…

Kurgu ve hayallere…

Tırmanışla kalın.

 

Murat BUYUKBICAKCI

buyukbicakcim@yahoo.com